top of page

Cicimle Tariflerin Hikayesi Altıncı Seri

  • 26 Mar
  • 2 dakikada okunur
11 Mart 2020 – Dünya durdu, biz içimize düştük
11 Mart 2020 – Dünya durdu, biz içimize düştük

O gün dünya biraz sustu. Sokaklar vardı ama sesleri yoktu. İnsanlar vardı ama birbirine değmiyordu.

Zaman ilerliyordu ama içimizde bir yerde takılı kalmıştı sanki.


COVID-19... O gün, bir hastalık ilan edilmedi sadece. Bir mesafe başladı. Önce aramıza, sonra içimize.

Balkona çıktım. Şehir ilk kez bana bu kadar yabancı baktı. Sanki herkes aynı anda susmaya karar vermişti. Ve ben ilk defa kalabalığın içindeki yalnızlığımı bu kadar net duydum.


Ve o günlerde, sadece dışarı çıkmayı kaybetmedik. Alışkanlıklarımız gitti önce. Sonra plansız kahveler, ansızın edilen sarılmalar… “Sonra görüşürüz” dediğimiz o rahatlık.


Ama en çok, hiç bitmeyecek sandığımız zamanı kaybettik. Çünkü ilk kez anladık, her şey yarım kalabilir.


Bazı duygular da o zaman çıktı ortaya. Korku mesela… ama sadece hastalıktan değil. Yalnız kalmaktan. Unutulmaktan. Yetişememekten.


Sonra özlem geldi. Hiç bu kadar büyümemişti içimizde. Birine dokunmayı,

yan yana susabilmeyi bile özledik.


Ve bir de garip bir şey oldu, kendimizle baş başa kaldık. Kaçamadık. Oyalayamadık. Susturamadık.


İçimizde ne varsa, yavaş yavaş yüzeye çıktı.


Ellerimizi yıkadık uzun uzun, ama içimizde kalanları temizleyemedik.


Sevdiklerimize sarılamadık. Bazı vedalar yarım kaldı. Bazı cümleler hiç kurulmadı.

Bazı insanlar, fark etmeden hayatımızdan sessizce eksildi.


Evler doluydu o günlerde. Ama içimizde hep bir boşluk vardı. Tıpkı fazla pişmiş bir kek gibi…

Dışı yerinde, içi çökmüş.


Günler birbirine karıştı. Sabahlar akşam gibi, akşamlar biraz eksik kaldı.

Takvim ilerledi ama biz hep aynı günde kaldık sanki.


Ve anladım ki, bazı uzaklıklar kilometreyle ölçülmüyor.


O gün dünya durmadı aslında. Biz durduk.

Koşmayı bıraktık, saklanmayı öğrendik. En çok da kendimizden kaçamadığımızı.


Belki biraz yorulduk o yüzden. Belki biraz değiştik.


Ama hafifleyen bir şeyler de oldu sanki.


Fazlalıklar gitti. Gereksiz kalabalıklar. Zoraki cümleler. İyi gelmeyen her şey.


Ve o boşlukta, daha sade bir şeye yer açıldı.


Ve o günlerde, en çok kendime yaklaştım.


Dışarıda hayat yavaşlarken, mutfakta küçük şeyler değişmeye başladı.

Daha sade, daha temiz, daha gerçek…Şekeri azalttım önce. Sonra bazı alışkanlıkları.

Sonra da fark ettim ki, bazı fazlalıklar sadece mutfakta değilmiş.


İçimizi yormayan şeylere ihtiyacımız vardı. Hafif, sade ama iyi hissettiren… Tıpkı o günler gibi: az ama gerçek.


Çünkü bazen kendini iyi hissetmek, ağır olanı azaltmakla başlıyor.


O yüzden bu yazının tarifi de öyle:

şekersiz, glutensiz ama eksik değil



 
 
 

Yorumlar


  • Facebook
  • Instagram
  • Pinterest
bottom of page